25 Şubat 2020 Salı

Demlensin diye bırakılan şiir

Hayatım; benim de herkes gibi biricik
Birinin mirasıyım, birinin duası
Bikes, bi kimse, bi herkes
Fakat kim bakar en güzel olsa da gözlerine bir Ah'ın
Çıkınımda biriktirdiğim her gün bir takvim sayfası

Sahaflar arastasında bir mücellit elinde ömrüm dikiliyor,
Harabat ehliyim, yerden yere vurulalı beri debbağca
Yazılıp demlensin diye bırakılan şiir gibiyim.
adım okunalı sayfalarda
hergün bir derkenar düştü bir yaprağıma.

Kitaplar arasında demlenirmiş şiir...
Kelimelerle dost, Papatyalarla yanyana...
Demlenir mi bir şiir, Aşk demlenir mi?
İçilir mi? Doldur tasını iç sen de
İstesen de bitiremezsin.
Kaç mecnun mahkûm, kaç Leyla münzevi

Suyun sesi, tasın sesi ve ateşin
Toprağın sesini sakın unutma!

Kimsin?
Dem bilirsin.
Demle bilirsin.
Demlen bilirsin.
Demlenebilirsin.
Demlenebilir misin?

20 Şubat 2020 Perşembe

Duy ey sevgili

Ben ki kimsesiz, ki bikes...
Heybem yok, hayatı senle doldurmuşum.
Duy ey sevgili, bir sedan yetecek.
İsrafil sura ha üfledi ha üfleyecek. 

10 Şubat 2020 Pazartesi

ve sonra

Bilsen her gün kaç şerh ekledim suskunluğuma.
Kelimeler seğirtip geçiyor,
Geçiyor zaman bileklerime.
Kahrediyor sözlerim, metalurji ne çok gelişti,
Artık hiç eskimiyor prangalar.

Gözlerindeki beni görmeyeli kaç ders zili çaldı?
Kaç çocuk sardı benim dokunmadığım kollarını?
Kaç yüze güldü bana ancak fotoğraftan gülen dudakların?
ve adını anınca neden yağmur yağıyor?

5 Şubat 2020 Çarşamba

Kutular içinde kutlu hayatlar

İstanbul'da olağan bir akşam üstü
Yedi tepenin uzağında bir hengame Eyüp'e doğru

Akrep yelkovanla yer değiştirir
Dururuz elif gibi uzun yollarda
Dur ve kalk, kalk ve doğrul, ve yürü
Süreğen, devingen, biteviye...
İşte biz,
Evler, iş yerleri, mabetler, odalar, araçlar.
Hep kutular içinde hayatımız
Kutular içinde kutlu masallarımız var bizim

Ey İstanbul

Sen ey İstanbul,
bir varsın bir yoksun.
Bir kaossun, bir har gözlerin.
Bazen küfürlü şarkısın,
Ansızın ruhumu okşayan söz
Kendine çeken ışıksın.
Bir göğsün lalezar.

Şiir yazılmazsa İstanbul'a
Ne şiir, ne İstanbul, şair eksik kalır
İstanbul kalplerde kurulu tahttır
İstanbul güzel gözlü bir kadın
çağırır hâlâ maşuğunu
Uzağında bir aşık pişman ölür

Sarı güneş beyaz gölge


Kuş olup indi dağ ardından
İndi Türkmen ovasına, ant yaylasına
Bir kız gördü yeşiller arasından
Saçları sarı gönlü mümbit
Daralmıştı darılmıştı dağılmıştı

Sohbet olup oturdu yeşiller dağında
Bir bakış vardı görmeliydiniz yeşil derin,
Mavi sular, rüzgârlar saldı ufuk çizgisinden
Sarı güneş gölge koydu beyaz tenine
Beyaz kuşlar kondu telgrafın tellerine
Söz söyledi çiçekler üstüne
Gülüş ekledi gözler üzerinden

Haber beklerken çok uzak diyarlardan
Türküler tutuldu,
Anne üstüne, baba üstüne, can üstüne
Kalp titrek, o yeşil gözler deldi bulutları
Gelmez bir haber, ya bir selam, neden?

Tanrım... Can üzülmesin, bir baksan?
Kimse üzülmese. Öyle mutlu mesut…
Öyle işte. Dilim anca buna dönüyor.
Kalbimi bilirsin ki sen. Sen tanrısın.

3 Şubat 2020 Pazartesi

İntizar












Öyle uzaktan, uzaktan sadece
İzin ver göreyim.
Kapındayım.
Adın gelir sonra, yüzün ve gözlerin
Çıkma dışarı
Gelirsen titrerim.

Kıvrılayım kalbinde biraz olmaz mı?
Sen devam et...
Hadi kahven soğumasın.
Yetişecek evrakların vardır.
Fakat kaldırma kolunu o kadar,
Çıplak bileğin alır benden beni
Kalbime iner, oturur bir ejderha.

Tecvitli okuyacağız diye hayatı
Karacaoğlan elif diye tozmasın mı?
Gezmesin mi peşi sıra,
sevmesin mi?

Üzülmesin diye gönül sultanı,
Gönül taşa çalar fermanı.
Yoksa durur mu?
Çağlamasını defalarca,
Susturur mu?

Tamam, çek perdelerini,
barikatlar kur önüme, görmeyeyim seni...
İstersen gel, kapat kalbimi de,
kapatabilirsen!

1 Şubat 2020 Cumartesi

Ve fakat ne çok sustuk?

Sözler şiirler imgeler ve sair zerzevat...
Neler neler geçti aklımdan ve hâlâ geçiyor
Senden iz kalıyor, dokunduğunu sen yapıyorsun neden?
Bilmediğim dillerde adını yazıyorum
Sayfalar seninle doluyor, aklım gibi, kalbim gibi...
Afişlerde sen oluyorsun
Sustukça çoğalıyorsun neden?

Ne çok  kuruyorum ben?
hep gözyaşıyla yoğuruluyor senli hayallerim
Yolda sen oluyorsun yan koltukta
Köprüden geçerken seslendiğim sen.
Cennetten geçiyorum, doluyor yine gözlerim.

Oysa trenler alıyor seni, Japon arabalar
Sana ulaşan yolları ezberliyorum.
Ben peşinde, seyrediyorum, ancak
Umutsuz olmaz,
yakışmaz değil mi sevgilim?

Kuşlar baharda yine gelir
Atlar acıkınca
Dökünce aldığın mamayı, bak kedi hemen köşede,
Çiçekler sadece bir cemre bekliyor
Kışın çekilen su, hep yürüdü baharla dallara

Bil ki sevgilim
Tüketmedim,
yitirmedim sevmeleri...
Ve fakat
Ne çok sustuk?

Şimdi boş ver hepsini sevgilim
Kucağını aç
Kabul et başımı dizinde
Ellerin saçlarımda olsun
Kokun ciğerlerimde
Dudaklarınla boğ beni

İçim rahat, haddimi aşmadan
huzurla ölebilirim.


Gök yağmur oldu ben ağladım

  Eski dünyalı Yeni zamanlı biriyim ben kurtarılacak bir şeydi benliğim Buyurgan bir öğretmendi, yazıyordu kitaplar Sahillere kaçmak ve hayı...